Cennet mekân antropolog David Graeber'ın önce makale sonra kitap olarak çıkan "tırışkadan işler" fikirleri günümüz iş dünyasına sunulmuş kuvvetli eleştirilerden biri. Eser, teknolojik gelişmelerin bizi, Keynes'in de hayali olan, haftalık 15 saatlik çalışma düzenine götürmek yerine neden daha fazla ve daha verimli çalışma baskısı yarattığını anlamaya çalışıyor. Kitabın çarpıcı yanı bunu kamunun bir sorunu olarak değil, verimliliğe aşık özel sektör kurumlarının da sorunu olarak ortaya koyması.
Eser, işleri temelde, tırışkadan (bullshit) ve boktan (shit) olarak ikiye ayırıyor. Bunu yaparken de bakış açısını toplumsal faydaya yerleştiriyor. Tez şu: ne kadar topluma faydalı iş yapılıyorsa (hemşire, öğretmen, çöpçü, üretim işçisi) o kadar değersiz ve görünmez olur, ne kadar toplum için faydasız (ama sermaye için faydalı!) iş yapılıyorsa — bir ay işe gelmese eksikliğini hissetmeyeceğiniz o kişiler — statü, konfor ve maaş o kadar yükselir.
Graeber, tırışkadan işleri beş farklı gruba ayırıp detaylandırsa da benim dikkat çekmek istediğim konu bürokratik feodalizm kavramı. Orta Çağ'da bir lordun statüsü, maiyetindeki şövalye ve köylü sayısı ile ölçülürdü. Bugün de bir üst düzey yöneticinin gücü, bütçesinin büyüklüğü ve altında çalışan sayısıyla ölçülüyor. Bu bürokratik genişleme her zaman haftalık 40 saatlik verimli bir mesai doldurmaya yetmiyor.
Bir insanın hayatını, kendisinin bile gereksiz bulduğu bir işe adaması, bazen de yargılanmamak için meşgulmüş gibi davranmak zorunda kalması da ruhsal bir şiddet türüdür. Belki bu da beyaz yakalıların ertesi gün tekrar işe gelebilmek için düzenli psikolog desteğine ya da new age spiritüel anlam arayışlarına ihtiyaç duymasına rağmen çöpçülerin "burnout" yaşamamasını açıklıyordur.
Sonuç olarak; bürokratik canavar, aslında kendini besleyen bir ekosistem. Kendisinden başka hiçbir şeye faydası olmayan bir leviathan. Bu canavarı yok etmenin yolu "iş"e ve "değer"e bakış açımızı kökten değiştirmekten geçiyor.